15 Nisan 2016 Cuma

Al Jazeera Turk'te yayimlanan makalem




İran krizi kıskacında Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkileri

Türkiye ile Suudi Arabistan… Hem bölgenin en önemli aktörlerinden hem de 2000’lerden sonra siyasi, ekonomik ve politik olarak büyük bir dönüşüm ve değişim sürecine giren iki ülke… Bölgesel dinamikler onları daha fazla işbirliğine itiyor.

Kasım 2002 seçimleri ile iktidara gelen AK Parti, Suudi Arabistan ile ilişkilerini her düzeyde güçlendirmek için önemli adımlar atıyor. Keza 2005’te Suudi Arabistan’ın yeni kralı olan Abdullah Bin Abdülaziz, ülkesinin Türkiye ile stratejik ilişkilerini güçlendirmek için büyük çaba sarf etmişti.
Aralık 2015’te Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Suudi Arabistan’ı ziyaretinin ardından iki ülke, Stratejik İşbirliği Konseyi kurarak ikili ilişkilerin kurumsallaşmasına yönelik çok önemli bir adım attı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, havalimanında bizzat karşıladığı Kral Selman’a Devlet Nişanı Madalyası takdim etti. Kral Selman’ın Türkiye ziyareti gerek ikili ilişkilerin geleceği ve gerekse bölgenin güvenlik sorunlarına karşı ortak stratejiler geliştirilmesi açısından büyük bir önem taşıyor.

Türkiye, Suudi Arabistan için neden önemli?
Kral Selman’ın Türkiye ziyaretindeki sebep ve dinamikleri şu şekilde açıklayabiliriz. Birincisi, Suudi Arabistan, Arap Baharı ile birlikte Ortadoğu ve Kuzey Afrika ülkelerinde ortaya çıkan yeni siyasi konjonktürü Türkiye ile ikili ilişkileri güçlendirerek kontrol altına almayı hedefliyor. Suudi Arabistan’ın bu rolünü daha güçlü bir şekilde yerine getirebilmesi için Türkiye ile işbirliği hayati bir rol oynuyor.

Arap Baharı ile birlikte Suriye, Yemen, Lübnan, Bahreyn, Tunus ve Libya gibi ülkelerde büyük bir güvenlik sorunu ortaya çıktı. Türkiye’nin güvenlik ve savunma alanındaki gücü, Suudi Arabistan açısından Ankara'yı daha stratejik bir konuma taşıdı.
Ayrıca, Türkiye NATO bünyesinde ABD ordusundan sonra en büyük orduya sahip ülke. Suudi Arabistan özellikle Arap Baharı ile ortaya çıkan demokratik anlayışı kendi krallık rejiminin geleceği ve güvenliği için büyük bir tehdit olarak görüyor. Tüm bu faktörler de Türkiye’nin Suudi Arabistan için stratejik önemini artırıyor.

İran’a karşı ittifak hedefi
İkinci dinamik ise İran ile alakalı. Suudi Arabistan, Arap Baharı ile birlikte İran’ın bölgedeki nüfuzunu artırma çabalarına karşı güçlü bir ittifak gücü oluşturmayı hedefliyor.
İran’ın Arap Baharı ile birlikte Irak, Suriye ve Yemen’deki artan siyasi rolü ve nüfuzu Suudi Arabistan’da önemli bir tehdit olarak algılanıyor.
Suudi Arabistan’a göre, İran’ın bölgedeki gücünün dengelenmesi için Türkiye gerek askeri gerekse ekonomik kapasitesi ile çok büyük bir stratejik ülke.
Suudi Arabistan bu ziyaretiyle Batı ile nükleer silah konusunda anlaşmaya varan İran’ın bölgede ve dünyada artan nüfuzunu dengelemeyi amaçladı.
Özellikle de 2015'te Suudi Arabistan liderliğinde kurulan ve 35 Müslüman ülkenin içinde bulunduğu güvenlik ittifakı ile Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri daha önemli bir noktaya geldi.
Türkiye’nin askeri alandaki gücü ve tecrübesi Suudi Arabistan tarafından kurulan bu güvenlik ittifakının geliştirilmesi ve daha aktif bir konuma taşınması açısından büyük bir önem taşıyor. Suudi Arabistan bu sayede özellikle İran’ın bölgedeki artan rolünün azaltılacağını ve bölgedeki radikal terör örgütleri ile daha güçlü bir şekilde savaşılacağını düşünüyor. Öte yandan Türkiye ise bu oluşuma İslam ülkeleri tarafından kurulması sebebiyle büyük önem veriyor.

Dış politikada revizyon
Bu ziyaretin üçüncü önemli dinamiği ise her iki ülkenin de 2000’li yıllardan sonra dış politikalarında büyük bir revizyona gitmeye başlamış olmalarıydı.
Ortadoğu’nun bu iki önemli aktörü, Soğuk Savaş döneminde Batı odaklı dış politika geliştirmiş, özellikle de dış politikalarının ABD dış politikası ile örtüşmesine büyük bir önem vermişlerdi.
2000 yılından sonra iki ülke de dış politikalarında farklı aktörler ile de ilişki geliştirmeye başlayarak ABD’ye ve Batı’ya bağımlılıklarını azaltmayı hedeflediler. Bu bağlamda Batı’ya bağımlılıklarını azaltmak için stratejik işbirliğini güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atıyorlar.
Diğer önemli bir dinamik ise ekonomik… İki ülke ekonomik ilişkilerini daha ileri bir noktaya taşımayı hedefliyor. Türkiye’nin dünyada en hızlı büyüyen ekonomik güçler arasında bulunması, Ankara'yı Suudi Arabistan için önemli kılan bir etken. Suudi Arabistan’ın da dünyada enerji alanında en büyük ülkeler arasında olması Riyad'ı Türkiye için cazip hale getiriyor.
Suud Krallığı, 2008’de yaşanan ekonomik krizle birlikte ülkesinin ekonomik çeşitliliğini artırmak, petrol dışı ekonomik sektörlerin gelişmesini ve büyümesini sağlamak için büyük adımlar atmaya yöneldi.
Türkiye ise AK Parti’nin 2002’de iktidara gelmesi ile birlikte ihracat odaklı bir ekonomi politikası geliştirmeye ve gerek Ortadoğu, gerekse Afrika ve Latin Amerika gibi bölgelerle ilişkilerini güçlendirerek Türk işadamlarına farklı ticaret alanlarının açılması için aktif bir diplomatik çaba göstermeye başladı.
Bu bağlamda Suudi Arabistan ile ticari ilişkilerinin derinleştirilmesi Türkiye’nin ekonomik çıkarlarına uygun düşüyor. Örneğin Türkiye’nin Suudi Arabistan ile toplam ticaret hacmi 2004’te 1 milyar dolar iken, bugün bu rakam 5,5 milyar dolar. Kral Selman’ın bu ziyaretinde, ikili ilişkileri daha da güçlendirmek için Türk-Suudi Koordinasyon Konseyi de kuruldu.
İki ülke farklı politik sistemlere ve bölgesel konularda farklı görüşlere sahip olmasına rağmen Ortadoğu’daki güvenlik kaygılarından ve ortak ekonomik çıkarlarından dolayı işbirliğini geliştirmeyi tercih ediyorlar.
İki ülkenin bölgedeki güvenlik sorunlarına kalıcı çözüm bulabilmeleri, aralarındaki işbirliğinin kalıcı olmasına ve bu stratejik işbirliğinin derinleşmesine bağlı.

İİT dönem başkanlığında Türkiye’den beklentiler
İslam İşbirliği Teşkilatı’nın (İİT) 10-15 Nisan 2016 tarihlerinde Türkiye’de düzenlenen zirvesi, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkileri için ayrıca büyük bir önem taşıyordu. Zira dünya politikasında BM’den sonra en büyük uluslararası örgüt olması münasebeti ile İİT’nin hem İslam dünyası hem de dünya politikası için stratejik önemi bulunuyor.
Bununla birlikte 1969’da kurulan bu örgüt, ilk günden bu yana İslam dünyasında var olan sorunların çözümünde çok fazla aktif bir rol oynayamadı. Türkiye, İİT’nin dönem başkanlığını Mısır’dan alması ile bu kurumun daha aktifleşmesi ve bölgesel sorunları daha hızlı bir şekilde çözebilmesi için büyük bir rol oynayabilir. Aynı zamanda İİT dönem başkanlığı, Türkiye’nin Ortadoğu ülkeleri ile siyasi, ekonomik ve sosyal ilişkilerini güçlendirmek için önemli bir fırsat.

Öte yandan İİT’nin finansal giderlerinde en önemli rol üstlenen Suudi Arabistan, bu örgütü İslam dünyası ve dünya politikasında siyasi nüfuzunu artırmak için önemli bir araç olarak kullanıyor. Türkiye’nin bu örgütün stratejik gücünü artırabilmesi, özellikle de Suudi Arabistan ile güçlü işbirliği geliştirmesine bağlı.
İİT’nin stratejik kapasitesinin artırılabilmesi sadece Suudi Arabistan ve Türkiye’nin aktif siyasi faaliyetlerine de bağlı değil. Tüm üye ülkelerin İslam dünyasında ve farklı coğrafyalarda yaşayan Müslüman nüfusunun sorunlarına yönelik güçlü bir ortak duruş geliştirebilmelerine ihtiyaç var. Bu ortak stratejinin geliştirilebilmesi, üye ülkelerin güçlü siyasi, ekonomik ve sosyal yapılarının ortaya çıkması ile yakından ilgili.
Bu zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan, İİT’nin terör ve güvenlik konularında daha güçlü ve aktif bir rol alabilmesi için İİT Polis İşbirliği ve Koordinasyon Merkezi kurulmasını üye ülkelere teklif etti. Erdoğan’ın bu teklifi İİT üye ülkeleri tarafından kabul edildi.

Ortadoğu’daki güvenlik sorunları göz önünde bulundurulduğunda, İİT’nin en büyük meydan okumasının bölgedeki bu güvenlik sorunlarını çözmek olduğu çok açık.

İran krizi kıskacında Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkileri


Al Jazeera Turk'te "İran krizi kıskacında Türkiye ve Suudi Arabistan ilişkileri" baslikli makalem

15 Nisan 2016, Cuma gunu yayimlanmistir.


Makaleme ulasmak icin lutfen asagidaki linki tiklayiniz:

http://www.aljazeera.com.tr/gorus/iran-krizi-kiskacinda-turkiye-ve-suudi-arabistan-iliskileri


My article titled "Turkey-Saudi relations on the clamp of Iranian crisis" was published

by  Al Jazeraa Turk on 15 April 2016, Friday.


to reach my article, please click the link:


http://www.aljazeera.com.tr/gorus/iran-krizi-kiskacinda-turkiye-ve-suudi-arabistan-iliskileri


16 Eylül 2015 Çarşamba

Avrupa Birliği'nin Libya Politikasi: Realizm veya İdealizm

Yeni makalem Ortadogu Analiz Dergisinde yayimlanmistir.

Özet:

AB’nin Libya politikaları idealizmden ziyade daha çok realist bir çizgide olduğu görülmektedir. AB’nin Libya’daki ekonomik çıkarları AB’nin Libya  politikasının gelişmesinde ve değişmesinde en önemli rolü oynamaktadır. AB’nin Libya’daki pragmatik siyasi ve ekonomik ilişkileri ülkenin uzun vadeli bir barışına ve istikrarına katkıda bulunmamaktadır. Aksine AB’nin pragmatik politikaları ülkenin siyasi ve ekonomik krizinin derinleşmesine sebep olduğunu söyleyebiliriz. AB’nin bu ülkenin iç dinamiklerine uygun olarak bir dış politika geliştirmesi hem Libya’nın normalleşmesine hem de AB-Libya ilişkilerinin ortak çıkarlar temelinde gelişmesine katkıda bulunacağını ifade edebiliriz.

Makaleme asagidaki linkten ulasilabilir:

http://www.orsam.org.tr/en/Publication/MiddleEastAnalysisArticles.aspx?ID=76

Sıradağ, A. (Eylul-Ekim 2015). Avrupa Birligi'nin Libya Politikasi: Realizm veya Idealizm. Ortadogu Analiz, Cilt 7, Sayi 70, pp. 76-77.  

2 Haziran 2015 Salı

Türkiye-Güney Afrika Cumhuriyeti İlişkileri: Tarih, Kimlik ve Değişim


Yeni makalem Ortadogu Analiz Dergisinde yayimlanmistir.

Ozet:


Türkiye ve Güney Afrika ülkeleri coğrafi olarak iki farklı kıtada olmasına rağmen  bu iki ülkenin dünya politikasında çok önemli bir yeri vardır.  Türkiye coğrafi olarak çok önemli bir konumda bulunurken Güney Afrika ise Afrika kıtasının en gelişmiş ülkesidir. Güney Afrika Türkiye için Sahra-altı Afrika bölgesi ile ilişkilerini geliştirebilmek için bir stratejik merkez iken, Türkiye’de Güney Afrika ülkesi için  hem Orta Asya ülkeleri hem de Doğu Avrupa ülkeleri ile ilişkilerini geliştirebilmek için kilit bir rol oynamaktadır. Güney Afrika Sahra-altı Afrika bölgesinde Türkiye’nin en büyük ticari ortağı iken Türkiye Güney Afrika’nın Doğu Avrupa ülkeleri  içinde en büyük ticari ortakları arasında bulunmaktadır. Bu çalışmada  Türkiye ile Güney Afrika ilişkilerini üç kısımda inceleyebiliriz. İlk kısım Osmanlı Devleti’nin bu ülke ile geliştirdiği tarihi ilişkilerdir. İkinci bölüm olarak Soğuk Savaş sonrasında değişen Türkiye ile Güney Afrika ilişkileri. Son kısım ise AK Parti Hükümetinin Güney Afrika ile geliştirdiği siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkileridir.


Makaleme asagidaki linklerden ulasilabilir:

http://www.orsam.org.tr/tr/trUploads/Yazilar/Dosyalar/201562_17abdurrahimsiradag.pdf

http://www.orsam.org.tr/en/Publication/MiddleEastAnalysisArticles.aspx?ID=74


Sıradağ, A. (Mayis-Haziran 2015). Turkiye-Guney Afrika iliskileri: Tarih, Kimlik ve Degisim. Ortadogu Analiz, Cilt 7, Sayi 68, pp. 75-77.  

21 Mayıs 2015 Perşembe

Yeni Yayinim: Sahra Altı Afrikası’nda Terörist Grupların Yükselişi: Boko Haram ve Eş-Şebab


Afrika'da terorizm konusu uzerine hazirladigim calismam SETA yayinlarindan cikmistir.

Ozet:


2001’de gerçekleşen 11 Eylül saldırılarından sonra Afrika’da yeni bir siyaset ve güvenlik düzeni ortaya çıktı. Bu dönemden sonra Afrika’da birçok ülke ile Afrika Birliği (AU) ve Batı Afrika Ülkeleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS) gibi önemli bölgesel örgütler güvenlik merkezli dış politikalar geliştirmeye başladı. Ancak Afrika ülkelerinin ve bölgesel örgütlerin geliştirdiği güvenlik odaklı politikalar kıtaya sürdürülebilir bir barış, güvenlik ve istikrar getiremedi. Bu politikalar Afrika ülkelerinde siyaset, ekonomi ve sosyal istikrar üzerinde olumsuz etkilere yol açtı ve yeni radikal hareketlerin ve terör gruplarının ortaya çıkmasına sebep oldu. Örneğin; Nijerya’da Boko Haram ve Somali’de Eş-Şebab terör örgütleri 2000’li yılların başından itibaren Afrika’daki en tehlikeli ve radikal terör grupları olarak ortaya çıktı. Bu analizde, Boko Haram ve Eş-Şebab terör örgütlerini ortaya çıkaran dinamikler, her iki örgütün ideolojik kökenleri ve bu grupların düzenlediği terör saldırılarının arkasındaki ana sebepler incelenmektedir.

 Calismama asagidaki linkten ulasabilirsiniz:

http://setav.org/tr/sahra-alti-afrikasinda-terorist-gruplarin-yukselisi-boko-haram-ve-es-sebab/analiz/20777

Sıradağ, A. (2015).  Sahra Altı Afrika'sında Terörist Grupların Yükselişi: Boko Haram ve Eş-Sebab (The Rise of Terrorist Groups in the Sub-Saharan Africa: Boko Haram and Al-Shabaab). (H. Öz, Çev.) Cilt. 125. SETA Analiz, pp. 1-24.

Somali’nin Siyasal ve Toplumsal Yaşamında Sivil Toplum Kuruluşlarının Rolü (The Role of Civil Society Organizations in Political and Social Life in Somalia)

Özet:  Bu çalışma, Somali’nin siyasi dönüşümünü ve ülkedeki STK’ların ortaya çıkışını etkileyen tarihsel, toplumsal ve güvenlik dinamiklerin...